Bir Dersim Hikâyesi

Bundan birkaç yıl önce Onur Öymen’in tartışmalar yaratan “Dersim gibi yapılmalı” cümlesinden sonra, toplumsal hafızamız uykusundan uyanmıştı. Meseleyi hiç bilmeyenler, “ne olmuştu ki,” diye sormuş, bilenler, tarihçiler, akademisyenler meseleyi tartışmıştı. Sonra birbiri ardına dönemin yetkili mercilerinin Dersim Raporu yayımlanmıştı. Harekât mı, katliam mı olduğu tartışılmış, o günlerde küçük birer çocuk olan tanıklar, hafızalarından silinmeyen o alev alev günleri anlatmıştı! Sonradan anlamıştık Dersim’de neler olduğunu! Ne de olsa eskilerin söylediği gibi, “hiçbir hakikat bu cihanda gizli kalamaz.” Dersim ve Dersim’de yaşananlar şimdi edebiyatın gündeminde! Murathan Mungan’ın çağdaş edebiyatımızın özgün 23 ismini bir araya getirdiği “Bir Dersim Hikâyesi” adlı kitap, 23 yazarın Dersim hikâyesinden oluşuyor. Kimler var kitapta? Ahmet Büke, Yalçın Tosun, Ayhan Geçgin, Cemil Kavukçu, Behçet Çelik, Ayfer Tunç, Burhan Sönmez, Hatice Meryem, Şule Gürbüz, Hakan Günday, Ayşegül Çelik, Haydar Karataş, Murat Yalçın, Murat Uyurkulak, Gaye Boralıoğlu, Karin Karakaşlı, Sema Kaygusuz, Yavuz Ekinci, Seray Şahiner, Murat Özyaşar, Jaklin Çelik, Gönül Kıvılcım, Barış Bıçakçı. Bütün öyküler, bu kitap için kaleme alınmış. Hepsi birbirinden keskin, birbirinden hazin, birbirinden iç titretici öyküler. Ne de olsa, hadisenin kendisi yeterince fena! Deyim yerindeyse “edebiyatın Dersim Raporu” kitap. Yazarların hepsi, bütün can alıcı imgeleri, ustalıkla örülü anlatım dilini bu öykülerde sergilemişler. Tek tek saymaya bile gerek yok. Keşke Dersim(ler) yaşanmasa da, böyle kitaplar olmasa! Tek tesellimiz, hepsinin usta işi öyküler olması.

[Bir Dersim Hikâyesi / Haz.: Murathan Mungan / Metis Kitap / Öykü - Antoloji]

posted : Tuesday, May 29th, 2012

Corto - Gençlik Yılları / Tuzlu Denize Balad

Geçen senelerde yayınladıkları dünya klasiklerinin çizgi roman uyarlamalarıyla ülkenin yayın sektöründe bir furya yaratan NTV Yayınları, bu kez çizgi romanların “şahı” ile çıtayı yükseltiyor! Kimse kusuruma bakmasın, mesele efsanevi Corto Maltese olunca, tarafsız olamıyor insan. Onun gibi sigara tüttürmeye özenmeyen tiryakiler belki tarafsız olabilirler. Ama onlar da, bu sıradışı maceraların kaptanının zekâsına, espri anlayışına, tavırlarına, umursamazlığına hayrandırlar mutlaka! İki ciltlik takım halinde yayınlanan Corto serilerinin ilki Gençlik Yılları’nda efsaneyle tanışıyoruz. Rusya, Japonya, Ameraki, Çin arasında cereyan eden savaşta savaş muhabirliği yapan Jack London’ı karmaşa diyarından götürecek geminin kaptanıdır Corto! Bütün maceranın sonunda karşımıza çıksa da bir çıkar pir çıkar Corto! “Akıllı adamdır” ne de olsa. İkinci macera, Corto hayranlarının ezbere bildiği, Tuzlu Denize Balad’da ise karizmatik kaptanımız bir fırtına sonrası, ezeli dostu ve ebedi rakibi Rasputin tarafından kurtarılır. Ancak, sahtekâr Rasputin’in fırtına sonrası kurtardığı tek kişi Corto değildir ve hepsinden bir çıkarı vardır! Corto dahil… NTV Yayınları’nın renkli ve özel boyda yayınladığı versiyonların, bir Corto ve Pratt hayranı olarak bence tek eksiği, girişte bir Hugo Pratt ve Corto Maltese incelemesi. Ama arayan bulur!

[Corto - Gençlik Yılları, Corto - Tuzlu Denize Balad / Hugo Pratt / Çev.: Alev Er / NTV Yayınları / Çizgi roman]

NOT: Ayrıca konuyla ilgili bir başka ilgi çekici yazı da aşağıdaki linkten okunabilir…

http://www.ziyaversencan.blogspot.com/2012/04/hugo-prattn-efsanevi-anti-kahraman.html#more

posted : Monday, May 28th, 2012

Hitit Hukuku - Belleklerdeki “Kayıp”

Bilin bakalım hangi devletin adalet sistemi; “halkın zenginliğe, bulunduğu ülkeye, statüye bakılmaksızın ‘eşit’, dürüst ve makul sürede hak arama özgürlüğüne; ulaşmasını sağlayacak zemini sunmaktaydı”? Devam edip: “Basit bir davayı zorlaştırmayınız. Zor bir davayı da basit göstermeyiniz. Doğru olanı yapınız,” maddesini de ekleyelim… Doğru cevabı verenlerin, bir elin parmaklarını geçmeyeceği bu sorunun yanıtı: Hitit Devleti. Bu topraklarda ilk siyasi birliği kuran, 4000 yıl öncesinin süper gücü Hitit Devleti’nin kanunlarındaki örnek bir iki madde, bugünden bakınca bize bir hayal gibi geliyor değil mi? Erdal Doğan’ın büyük titizlikle hazırladığı Hitit Hukuku kitabı bizi sadece hukuk konusunda değil, birçok açıdan düşünmeye sevk edecek. Bugün kanıksadığımız hukuk kurallarının, düzenin hangi aşamalardan geçtiğini, hangi ihtiyaçlar dolayısıyla şekillendiğini de ortaya çıkarıyor Hitit Hukuku. Erdal Doğan kitabında Hitit Devleti’nin kısaca tarihini, inanç anlayışını, ekonomik ve sosyal yaşantısını anlattıktan sonra tüm yönleriyle Hitit Hukuku’nu anlatıyor. Mahkemelerden vasiyetnamelere, köle haklarından ticaret yasalarına, suç-suçlu kavramlarından ve bu kavramların geçirdiği değişimlerden düzenlenen antlaşmalara kadar bütün kanunlar yer alıyor. Hititler 4000 yıl öncesinden bugüne ışık tutuyor!

[Hitit Hukuku - Belleklerdeki “Kayıp” / Erdal Doğan / Fam Yayınları / İnceleme - Araştırma]

posted : Friday, May 25th, 2012

Resme Başlarken

Türk plastik sanatlarının ve Türk edebiyatının büyük, öncü, ekol isimlerindendir Bedri Rahmi. Şairlerle, ressamlarla yoldaştır! Yapıtlarıyla olduğu kadar varlığıyla da önemli etkileri vardır hem kendi kuşağı için hem kendinden sonraki nesiller için. Hocalığı da öğrencilerinden menkuldür zaten! Resme Başlarken, ustanın sanat yazıları toplamından oluşuyor. Ağırlıklı olarak Cumhuriyet Gazetesi’nde yazdığı yazılarda Eyüboğlu, kendi sanat anlayışından geleneksel el sanatlarına, sergilerden resim eleştirilerine kadar geniş bir yelpazede Türk resminin, geleneksel sanatların plastik sanatlardaki öneminin turnusolunu ortaya koyuyor. Dönemin tartışmalarını da göreceğiniz yazılarda Bedri Rahmi sadece sanat yazıları kaleme almamış, bir dönemin sanat anlayışına, Türk plastik sanatlarının bugüne gelene kadar geçirdiği evrelerden en önemli dönemlerine de ışık tutmuş aslında. Üsletik hiçbirisi kuru, kuramsal, soğuk yazılar değil. Şiirsel bir dille, usta işi edebiyatla kol kola dolaşan yazılar. 1936 tarihli yazısının sonu çok şey anlatıyor: “Ben hayatını bu iki resme borçlu olan delikanlıyı tanırım. O sanat yapmıyordu. Fakat sanata sanatkârdan çok inanıyor, onu sanatkârdan çok sevilyor ve sevdirmesini biliyordu. O başı göklere değen sanatkârı yere indiriyor. Ayak altına düşmüşleri layık oldukları yere çıkarıyordu.”

[Resme Başlarken / Bedri Rahmi Eyüboğlu / Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları / Yazılar - Deneme]

posted : Thursday, May 24th, 2012

İbn Battûta’nın Destansı Seyahati

Ortaçağ’ı nasıl bilirdiniz? Hemen bir sürü bildik ifadeyi, terimi sıralayıp “karanlık” demeyin. Ortaçağ’ı aslında en iyi anlatacak ifadelerden birisi “hareket halinde” olacaktır. En başta o dönemin siyasi ve sosyal şartlarını Kavimler Göçü belirlemişti. Sonrasında da büyük savaşlar, hac yolculukları, ticaret faaliyetleri, maceraperestler bu hareketin sürekliliğini sağlamıştır. Hal böyle olunca yüzlerce yıl sonrasına kalan, gerçek mi hayal mi hâlâ tartışılan destansı seyahat metinleri o yüzyıllarda kaleme alınmıştır. Bu hareket halinin bir sonucu olarak. Akla gelen ilk isim Marco Polo ise ikincisi elbette İbn Battûta’dır! Tarihçi David Waines, İbn Battûta’nın Destansı Seyahati isimli kitabında, ünlü seyyahın seyahatnâmesini ve seyahatini yeniden değerlendiriyor. Öncelikle dünyadaki diğer seyahatnameler arasındaki yerini belirledikten sonra, bu büyük seyahatnamenin önemli noktalarını aktarıyor. Öyle özetlemekten söz etmiyorum. İbn Battûta’nın seyahatnamesindeki gündelik yaşamın ilgi çekici yanları aktarıyor. Cinsel yaşayışlar, birtakım tuhaf âdetler, kutsal yerler ve oradaki insanlar, köleler, cariyeler, kadınlar… İbn Battûta’nın seyahatnâmesinin en yaşayan bölümlerini ele alıyor Waines. Meşhur seyahatnâmeyi bir de bu kitaptan sonra okuyun, daha iyi anlayacaksınız!

[İbn Battûta’nın Destansı Seyahati / David Waines / Çev.: Ebru Kılıç / Alfa Yayınları / Tarih]

posted : Wednesday, May 23rd, 2012

Onun Gibisi Gelmedi

Şükürler olsun, tartışmalarla, tapelerle, mahkemelerle, skandallarla dolu bir ligi geride bıraktık! Futbolcuların deyimiyle, artık önümüzdeki maçlara bakma zamanı! Lakin şöyle bir geriye dönüp baktığımızda, mahkemeler kadar kimi futbolcular da gündem oluşturmadı değil! Bu sene -sanki memleketimizde ilk defa oluyormuş gibi- ırkçı söylemleriyle andık kimi futbolcuları, şike yapıp yapmamak için imamdan aldığı onaylarla tarihe geçti diğerleri… Daha önceki senelerde gece hayatlarıyla, manken sevgilileri ve olay transferleriyle konuşulan “milyonluk kramponlar” birden kimlik değiştirmişlerdi. Oysa aynı formaları, daha onlar doğmadan önce terletenleri bu memleket hâlâ “efsane” diye anıyor. Metin Oktay, Lefter, Baba Hakkı, Fethi Heper ve nicelerinden söz ediyorum… Onun Gibisi Gelmedi (Memleket Futbolundan Portreler) her açıdan dört dörtlük futbolcular takımı gibi bir kitap. Cem Zamur’un kaleme aldığı portre yazıları veya yaşayan efsanelerle yaptığı söyleşilerden oluşuyor. Babalarımızın, dedelerimizin bir mitolojik hikâye anlatır gibi anlattığı isimler ve maçları yeniden karşımıza çıkıyor, her kelimesinde! Heykeli dikilecek adamların, okumuş yazmış forvetlerin, sahada hakemden daha geçerli otoritesi olan “beyefendiler”in, rakibine-oyuna-taraftara saygı duyanların geçit töreni bir kitap.

[Onun Gibisi Gelmedi / Cem Zamur / İletişim Yayınları / Futbol - Portre]

posted : Tuesday, May 22nd, 2012

Hayalperestler

Birbirinden iyi albümleri kadar, geçen senelerde yayımlanan Çoluk Çocuk isimli romanıyla, bizi, bir kere daha kendine hayran bırakmıştı Patti Smith. Yoldaşı Mapplethorpe ile yaşadığı New York günlerine ve özgürlüğe güzellemeydi Çoluk Çocuk. Hayalperestler ile yeniden köklerine, taşra hayatına ve aile bağlarına dönüyor. Her ne kadar bunların birer peri masalı olmadığını, hepsinin gerçek anılar derlemesi olduğunu söylese de değme peri mesalına taş çıkaracak bir anlatı… Aynı zamanda Patti Smith’in yazarlık serüveninin de yol haritası. Kimdir Hayalperestler? Patti Smith, kelime oyunu yaparak ‘çoban’larla hayalperestleri bir tutuyor. Aynı zamanda yazarların da birer hayalperest olmasından ilham alarak, kelimelerin çobanları olduklarını söylüyor… Tüm bunlara bakarak gözü yaşlı bir kız çocuğunun seslendiğini sanmayın sakın. Hattâ Çoluk Çocuk’taki hüzünlü sesten bile uzak, afacan bir oğlan çocuğu gibi anlatıyor her şeyi. Cebindeki misketleri bizimle paylaşıyor her bölümde. Karşılıksız sevdiği o kadar ortada ki, sizi sevdiği anda bütün misketlerini size vermeye hazır Patti Smith. Herkes ayrı bir şey söyleyebilir bu kitap için, neticede sizin zengin hayal dünyanıza kalmış. Ama kesin olan bir şey var ki, Peter Pan’ın “Neverland”ına gitmek için kılavuz bir kitap bu. 

[Hayalperestler / Patti Smith / Çev.: Emre Ülgen Dal / Domingo Kitap / Anlatı - Anı]

posted : Monday, May 21st, 2012

Çikolatalı Krep ve Demleme Çay

Konuya baştan gireyim; Çikolatalı Krep ve Demleme Çay romanı, son haftaların en canlı romanlarından… Daha ilk sayfadan; ünlü şef Gordon Ramsey’nin amatör aşçılara neredeyse işkence ettiği, ama kazanana büyük ödül verdiği Hell’s Kitchen programına benzer bir restoran manzarası çıkıyor karşımıza. New York’ta, o masadan diğerine koşuşturan servis elemanları, herkese bağıran bir şefin ve çileden çıkaran istekleriyle bir dolu müşterinin olduğu bir restoran. Alışık olduğu bu yoğunluk anında rutin işlerini yapan Jennifer, adına gelen bir mektupla rutinini yitirir. Zira zarf değilse bile mazruf Türkiye’deki ismine yazılmıştır, Ceylan’a… Ceylan’la beraber Fransızca eğitim veren bir lisenin koridorlarına geçiş yapıyoruz. Bir süre sonra da en içteki öyküye Damla’nın öyküsüne… Emi Varon Eskinazi, farklı yazı karakterleriyle ayırdığı, ama aslında birbiriyle ilintili üç öyküyü/olayı tüm canlılığıyla ve büyük bir dil lezzetiyle aktarıyor romanında. Romandaki temel dinamik “aşk”. Çok sıradışı bir konu olmasa da, üzerinde durulması gereken nokta mektup ilerledikçe, Ceylan’ın lise yıllarına ve oradan Damla’nın öyküsüne geçişlerdeki ustalık. Okurun dikkatine teslim edilen ve üstesinden zor gelinebilecek bu sıçramalar ve her bölümdeki farkını hissettiren anlatım kitabın en önemli artısı! Eğlenceli bir roman.

[Çikolatalı Krep ve Demleme Çay / Emi Varon Eskinazi / Goa Yayıncılık / Roman]

posted : Friday, May 18th, 2012

İyi Uykular Sayın Seyirciler

Uğur Dündar adı, basında her zaman, tarafsızlık, iyi gazetecilik, başarı gibi sözlerle anılır. Ortaya çıkardıkları dosyalar, korkusuzca üzerine gittiği davalar sadece basın tarihinin değil, yakın tarihimizin önemli hadiseleridir. Bunların haricinde yanında yetişen onlarca isimle bir okul gibidir Uğur Dündar. Uzun yıllar TRT’de görev yaptıktan geçtiği Doğan Grubu’nda da mesleğini başarıyla gerçekleştirmiştir. Profesör Celal Şengör’ün konuk olduğu son Arena programında, canlı yayında son vedasını etmişti izleyicilerine Dündar. Çünkü kimileri gibi sessiz sakin “iyi uykular sayın seyirciler” demeyi yedirememiştir meslek onuruna! O günlerden kısa süre önce yayınlanan İşte Hayatım isimli kitabına girmeyen olayları paylaşıyor bu kez bizimle Dündar! Baştan söyleyeyim, uzun yıllar çalıştığı gruptan ayrıldıktan sonra eteğindeki taşları dökmek için kaleme alınmış bir kitap değil bu. Yer yer sitem ediyor belki, ama her zaman herkesin hakkını teslim ediyor Dündar. Bu kitabında, bilhassa son zamanlarda kendine yöneltilen asılsız iddiaların ve suçlamaların cevaplarını veriyor açık sözlülükle. Cem Uzan dönemini, 28 Şubat günlerini, verdiği kavgaları, üzerine gittiği dosyaları ve çalışma hayatındaki diğer olayları tek tek aktarıyor. Dündar’a bir kere daha hayran kalacağınız bir kitap.

[İyi Uykular Sayın Seyirciler / Uğur Dündar / Bilgi Yayınevi / Güncel]

posted : Thursday, May 17th, 2012

Türkiye’nin Mantarları

1846’da İrlanda limanlarından Amerika’ya yüz binlerce insanın göç ettiğini ve bu ani göçün sebebinin mantar olduğunu biliyor muydunuz? Daha doğrusu ‘Phytophtora infentans’ adlı küçücük bir mantarın, ülkedeki bütün patates türünü yok etmesi olduğunu? Muhtemelen bilmiyordunuz… Şimdiye kadar Türkiye’nin balıklarını, peynirlerini, çiçeklerini anlatan birbirinden ilginç kitap, belgesel gördük. Ama en ilgi çekicisinden söz edeceğiz bu kez. Bu vakte kadar belli mevsimlerde mantar zehirlenmeleri haricinde, konuya değin bir yayına ne yazık ki rastlayamazdık! Türkiye’nin Mantarları, üzerine çalışılacak en ilginç konulardan olduğu kadar olağanüstü bir genişliğe de sahipmiş. Bunu Jilber Barutçiyan’ın kitabı sayesinde öğrendim. Kendisi Türkiye’nin İsviçre Sağlık Bakanlığı onayından geçmiş ilk ve tek mantar uzmanı, yani mikoloğu! Tahmin edeceğiniz üzere, önce birtakım uyarılarla başlıyor kitaba Barutçiyan; tek tek zehirlileri nasıl ayırt edebileceğimizi aktarıyor. Sonra Mikoloji’den, yani mantarları inceleyen bilim dalından söz edip, mantarlara dair genelden özele bilgiler veriyor. Toplanma şekillerini de aktardıktan sonra familya familya hangi mantarın nerede bulunacağını ve yemekte nasıl kullanılacağını detaylarıyla aktarıyor. Kitaptan faydalanıp, Magic Mushroom arayacak olanlara şimdiden söyleyeyim; boşa hayal kurmayın, Jilber Barutçiyan o sularda çok dolaşmıyor, ama bir umman sunuyor önümüze…

[Türkiye’nin Mantarları / Jilber Barutçiyan / Oğlak Yayınları / Genel kültür]

posted : Wednesday, May 16th, 2012