Zamanın Farkında

Öykücü Şule Gürbüz’ün kahramanı kendi kendine konuşurken şunu söylüyor; “Yetmiş adım mı, yetmiş sene mi yakın bilemiyorum; yetmiş adımı ben yetmiş senede alabildim mi hiç sanmıyorum.” Aranızda böyle bir sıkıntı hisseden oldu mu bilemem ama, öyküyü okuduğunuzda bunun ne büyük bir kasvet olduğunu çok daha iyi anlıyorsunuz. Kitaba ismini veren Zamanın Farkında öyküsünde olduğu gibi, diğer öykülerindeki kahramanları da içinde bulundukları zamanla / çağla / biyolojik dönemle sıkıntısı olan insanlar. Ya yeniyetmeliklerinden, ya kendisi kadar olayların vehametinin farkında olmayan ailesinden, ya elde ettiği hiçbir şeyin ‘ileriki yıllar’da olmasını dualarda dilediği gibi olmadığını gecikmeli olarak fark etmekten mustarip insanlar bunlar. Zamanın feçtiğinin, zamanın kimi zaman bizden hızlı aktığının farkında olup, ellerinin arasından usulca kaçmasını şuursuzca izleyen fukaralardan bahsediyor Şule Gürbüz. Siz de bir düşünün bakalım; yeniyetmelik bittiği zaman, yenisi gitmiş bir yetme mi olur insan, yoksa ne hem yenisi gitmiş hem de yetememiş bir insan mı? Bunu esaslıca düşündüğünüz zaman onun kahramanlarının çilesine ortak olabileceksiniz. Çile deyince yüzünüz buruşmasın, Gürbüz’ün mekanik bir saat gibi tıkır tıkır işleyen dili; ince zanaatten geçmiş kelimeleri sayesinde oldukça eğlenceli… 

[Zamanın Farkında / Şule Gürbüz / İletişim Yayınları  Öykü]

posted : Monday, September 19th, 2011