Robert Walser.
Onu, hâlâ okumadıysanız, dünya edebiyatının önemli bir ismini tanımıyorsunuz demektir. Bu yüzden kişisel kütüphanenisde kocaman bir boşluk var, desek yanlış da olmaz. Her kitabında bir kere daha hayran kalırsınız ona. Çıtayı biraz daha yükseltmek gerekirse, her cümlesinde ayrı bir etki bırakır üzerinizde. Tıpkı “Gezinti” adlı öyküler toplamında olduğu gibi. Bizi ‘insan’ coğrafyalarında derin, sessiz ve sakin gezintiye çıkarıyor Walser. Üstelik o sakin, yumuşak dili bu kez aynı yumuşaklıkta olmasına rağmen, o kadar keskin bir şekilde alaya alıyor ki, bu kadar olur diyorsunuz. Bir şairin hayatını okurken bütün edebiyat tarihi gözünüzün önünde geçiyor örneğin. Başka yazar portreleri de çiziyor Walser, onlar da tanıdık aslında. Birazcık ‘acayip’ bir kadın, Kienast isminde bir adam, Fritz, Louis, Üniversiteli… adeta portreler çiziyor Walser. Bambaşka bir atmosferi var Walser’in öykülerinin. Her öyküden sonra; bundan bir roman bile olurmuş dedirtiyor insana. Birkaç sayfaya o kadar çok şey sığdırıyor çünkü. Günlük yaşamın tüm detaylarını güçlü gözlemlerle aktarıyor sayfalarında. Hesse, Walser’den söz ederken, “yüz bin okuru olsaydı, dünya daha güzel bir yer olurdu,” der. Onu okuduğunuzda, ne kadar doğru bir söz olduğunu anlayacaksınız.
[Gezinti / Robert Walser / Çev.: Cemal Ener / Can Yayınları / Öykü]