Leonardo da Vinci’nin aslında bir aşçı olmak istediği dedikodusunu duymuşsunuzdur. Peki Picasso’nun en az sanat eserlerindeki ustalıkla boy ölçüşebilecek güzellikte yemekler yaptığını duymuş muydunuz? Onu da duyduysanız, ünlü İngiliz yazar Julian Barnes’ın yemekle ne kadar içli dışlı olduğunu da öğrenmelisiniz. Mutfaktaki Tarifbaz, ünlü yazarın lezzetli kaleminden daha da lezzetli yemek yazıları. Aslında ‘mutfak’ yazıları demek daha doğru olur. Yani bize yemeğiyle ünlü bir restoranı tarif etmiyor, yahut kendine has bir yemek tarifi de vermiyor. Mutfağa, yemeğe, yemek yapmaya ve bundan zevk almaya yönelik farklı bir bakış kazandırıyor bizlere. Kitabı okurken elimdeki yemek tarifi kitaplarının sayısını düşündüm, hiç de az değildi. Barnes’ın satır arasında beni azarladığını görünce korkuya kapıldım, hangisini elden çıkarmam gerektiğini bilemediğimden. Barnes kitap sayısı az olanları da azarlıyor sonra. Ona göre, iyi bir ‘mutfak insanı’ çok fazla kitaba sahip olmasına rağmen yeterince yemek kitabı olmadığına inanmalı… Çünkü her zaman öğrenicelek bir yemek vardır ve bunları uygularken ortaya çıkan kafa karışıklığı ve hatalar için de yine kabahati kitaplara atmak gerekir diyor Barnes. Reçelden çorbaya, ara sıcaktan ana yemğe tarifler kitabı demek isterdim ama değil. Çünkü eksiksiz bir ‘mutfak’ kitabı.
[Mutfaktaki Tarifbaz / Julian Barnes / Çev.:Özen Kabakçıoğlu / Çiya Yayınları / Yemek]