Bazen, William S. Burroughs’u yasaklamaya çalışanların beyhude çabalarına hak veresi geliyor insanın. Kaleme aldığı romanlarında anlatım şekliyle, anlattığı olaylarla sanki bizimle alay ettiğini, biz hayran hayran onu okuduğumuzda bir yerlerde bizi izleyip, sinsi sinsi güldüğünü düşünüyor insan. “Rüyalar anlatıldığında niçin genellikle böyle sıkıcı gelir diye yıllardır düşünürdüm ve bu sabah yanıtını buldum; çok basit, zaten bildiğimiz yanıtlar gibi: Bağlamı yok…” diyor Burroughs, Benim Eğitimim isimli kitabında. İster istemez hak veriyorsunuz. Gerçekten de büyük bir bankanın zeminie konan doldurulmuş bir hayvan gibi kalır sohbet içinde rüyalar. Büyük usta bu cümleyi kurduktan sonra boşluğumuzdan yararlanıp. punduna getirdiği anda bir rüyalar kitabına imza atıyor. Öyle ki, başlığa bakıp kısa okul yıllarını anlatacak sanıyor olabiliriz. Sanmayın. Baştan sona rüyalardan bahsediyor Burroughs. Bu rüyaları yazdığında ölmüş dostlarının hepsini tek tek anarak yapıyor bunu. Uçarak hareket ediyor, Paris’e, oradan Tanca’ya geçiyor. Birden bir otel odasında uyanıyor, bir kapıdan geçip mahkeme salonunun ortasına çıkıyor pat diye! Aslında eğitimini anlatmasa da, düşünce şeklini ve o zehir gibi kafasındakileri aktarıyor bizlere. İster istemez, bankanın ortasındaki doldurulmuş hayvan, ne güzelmiş diyoruz. Müthiş bir roman.
[Benim Eğitimim / William S. Burroughs / Çev.: Süha Sertabiboğlu / Sel Yayıncılık / Roman]