Kış Günlüğü

Geride bıraktığımız senenin sonlarında Umberto Eco ve Orhan Pamuk’un yazarlık serüvenlerini, nasıl yazdıklarını, nasıl çalıştıklarını, roman yazarken kafalarında dolaşan tilkileri ifşa ettikleri konferans metinlerini okumuştuk. Anılarla itirafların, birikimle aktarımın bir arada ilerlediği kitaplardı. Paul Auster seriyi tamamlıyor. Çağdaş Amerikan edebiyatının, moda prodüksiyonlarına prim vermeyen, en özgün kalemlerinden Paul Auster, “Kış Günlüğü” isimli kitabıyla bir yazar ve insan olarak hayatını kaleme alıyor. Ama nasıl? Öyle sıradan, doğdum, yaşadım, yazdım diye aktarmıyor hiçbir şeyi. Hattâ birinci ağızdan bile söylemiyor bunları. Kendisini yargılayarak, sorgulayarak yapıyor bunu. Demek istediğim, yazar Auster insan Auster’a seslenerek anlatıyor her şeyi. Dili öyle etkileyici. “Sen,” diye seslendiği insan Auster’ın her şeyini açıklıyor yazar Auster. Anı olsa da kurgusuyla ve diliyle romanlara taş çıkaracak bir kitap Kış Günlüğü. annesiyle bir gün arayla olan doğumgününü bakın nasıl anlatıyor: “O yüzden doğumgünlerinizi hep birlikte kutlardınız, şimdi annenin ölümünden dokuz yıl sonra bile saat şubatın ikisinden üçüne geçtiği anda ister istemez onu düşünüyorsun.”

[Kış Günlüğü / Paul Auster / Çev.: Seçkin Selvi / Can Yayınları / Anı]

posted : Monday, January 16th, 2012