Türk kültür, sanat, edebiyat dünyasında yer etmiş şahısların anılarını okuduğumuzda belli bir dönem için sıklıkla aynı mekân adları karşımıza çıkar. Küllük Kıraathanesi, İkbâl Kıraathanesi, Meserret Kıraathanesi, Lebon Pastanesi, Markiz Pastanesi, Baylan Pastanesi… bir nefeste sayacağımız mekânlardır. Ahmet Hamdi Tanpınar, Nurullah Ataç, Reşat Ekrem Koçu, Necip Fazıl Kısakürek, Orhan Kemal, Kemal Tahir, Sait Faik Abasıyanık, Attilâ İlhan da bu mekânların birkaç müdavimidir yalnızca. Adeta Türk edebiyat tarihi bu kahvehanelerde ve pastanelerde gizlidir. Sadece edebiyat tarihi mi? Sanat ve düşünce dünyası ve hattâ siyaset dünyası bile bu kahvelerde gizlidir. Çünkü dönemin bütün aydınları bu mekânlarda bir araya gelip konuşur ve tartışırlarmış. Zaman zaman “bugün neden edebiyatçı kuşağı yok” tartışmalarının açıklamaları arasında, “çünkü Küllük veya İkbal gibi kahvelerimiz yok,” denmesinin sebebi de budur. Cem Sökmen, Eski İstanbul Kahvehaneleri isimli incelemesinde aslında kültür tarihimizin önemli bir kilometre taşına ışık tutuyor. Dönem aydınlarının iletişim ortamı olarak, eski İstanbul hahvehanelerini irdeliyor. Dönemin ‘sosyal medya’sını daha yakından öğrenmek için, detaylı bir çalışma.
[Eski İstanbul Kahvehaneleri / Cem Sökmen / Ötüken Neşriyat / İnceleme - Araştırma]