Dostoyevski’nin meşhur sözüdür; “hepimiz Gogol’ün paltosundan çıktık.” Rus edebiyatının seyrini değiştiren, kendinden sonraki o akıl almaz ustalar nesline zemin hazırlayan dehanın başında gelir Gogol. Onun içindir ki, ondan sonra gelen her Rus yazarında ondan bir parça vardır, olmak zorundadır. Gogol için söylenecek söz çok, kahramanları için söylenecek şeyler daha çok. Bu büyük dehayı ve eserlerini daha iyi anlamak için, usta bir çilingirin maymuncuğuna ihtiyacımız vardır. Bu çilingir şüphesiz Nabokov’dan başkası değil. Büyük usta, en büyük ustayı öyle bir anlatıyor ki, her satırında, her cümlesinde, her kelimesinde ikisine de hayranlığınız artıyor. Nikolay Gogol biyografisinde Nabokov, ölümünden geriye sarıyor zaman çizgisini. Sonra gençliğine ve eserlerine, eserlerindeki kahramanlara odaklanıyor. Her kahramanda yeni bir Gogol portresi çiziyor. Aslında kuru bir biyografi olmadığı gün gibi ortada olsa da, Nabokov bas bayağı bir roman yazıyor kahramanın Gogol olduğu. Onu öyle bir evirip çeviriyor ki, mizah yazarı olarak ünlenen Gogol’ün hayatındaki trajediyi ve ironiyi tüm boyutlarıyla aktarıyor. Gogol’ün paltosundan çıktıkları bir gerçek, ama Nabokov’un metnini okuduktan sonra insan ister istemez ekliyor: ‘aslında onun burnuna tutunarak hayatlarını sürdürdüler…’
[Nikolay Gogol / Vladimir Nabokov / Çev.: Yiğit Yavuz / İletişim Yayınları / Biyografi]