“Işık doğudan yükselir.” Belki şarkın akl-ı pirâne sahibi olmasının sebeplerindenbirisi de bu olsa gerek. Yoksa bir dönemlerin seyyahlarından bugüne uzanan bir zaman çizgisinde, her seyyahın muhakkak bir ‘içsel yolculuk’tan söz etmesi boşuna değil, Selma Akar gibi. Mistik Doğu seyahatlerinin bir süre sonra, manevi bir hal almasının sebebini en iyi uzaklara gidenler bilir. Selma Akar da bu uzaklara gidip gelenlerden birisi. Üstelik karayoluyla Ankara’dan başlayıp İran, Pakistan, Hindistan ve Nepal’e kadar uzanan bir güzergâhtan söz ediyoruz. Bir düşünsenize kaç bin kilometre, kaç bin insan, kaç yüz konaklama yeri, kaç yüz yıllık tarihtan söz ediyoruz! Otobüste hissettiklerini, sofrada yediklerini, gördüklerini anlatmıyor sadece, birden durup tanıştığı insanı anlatıyor. Zaten en güzel tarafı da bu. Tebriz’i görmek istemeyebilirsiniz ama, Akar’ın Tebriz’de tanıştığı Süheyla’yı veya Masood’u görmek isteyeceksiniz. Gezdiği yerlerde yüzyıllardır anlatılan bir efsaneyi de paylaşıyor bizimle. Kısaca, televizyonlarda gördüğümüz program sunucuları gibi ‘buraların meşhur yemeği bu, biz tadına baktık, siz de gelin görün,’ demiyor. İlk sayfasından son noktasına kadar ‘yolda olma’ durumunu yaşatıyor bize Akar.
[Hindistan Yolu / Selma Akar / Anabasis Yayınları / Gezi]