<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" version="2.0"><channel><atom:link rel="hub" href="http://tumblr.superfeedr.com/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"/><description>OKUYAN BİLİR… (ne okuyacağınızı bilin…)
e-posta gönder —- e-posta listesi</description><title>BİR PARAGRAF</title><generator>Tumblr (3.0; @birparagraf)</generator><link>http://birparagraf.com/</link><item><title>Uzak Olan Sendin</title><description>&lt;p&gt;Oya Uysal’ın ‘Uzak Olan Sendin’ kitabındaki şiirleri nasıl tanımlamalı? Ne söylersem söyleyeyim, onun şiirlerindeki berraklığı, billurlaşmış mısralarını ifade etmeye yetmeyecektir. Sakin bir şiir öncelikle. Aşk mestliği devam ederken ayrılık acısının yavaş yavaş işlediği haleti ruhiyenin lirik bir anlatımı. Yalnızlıkla aynı evi paylaşan, bundan şikâyetçi olmadığı kadar bununla mutlu da olmayan insanların şiirleri. ‘Net şiir’ diye bir şiir anlayışı var mıdır dünyanın bir yerlerinde bilemiyorum, varsa onun en güzel örnekleri bunlar. Aşkı, yalnızlığı, geçmişin izlerini, dahası sevgiyi ve sevmeyi bu kadar ‘net’, ‘açık’, şeffaf anlatan bir şiir Oya Uysal’ın şiiri. İmgeleri o kadar doğal kullanıyor ki, zorla, şairanelik olsun diye değil kullanılmaları. Bu kadar yerli yerinde imgeler, metaforlar, imajlar uzun süredir karşınıza çıkmamıştır inanın. Dolanmadan dolaylandırmadan, ama haldır küldür de olmayan bir ifade şiiri hepsi. En iyisi, sözü ona bırakmak, Evden Biri Olan Yalnızlık şiiriyle, ne okuyacağınızın işaretini vermek…&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;“Ah! Kimi kimsesi kalmamış kalbim.&lt;br/&gt;Aralandı içimde kapalı bir pencere, &lt;br/&gt;bir çığlığın sesiyle çığ altında kalan geçmiş &lt;br/&gt;yatıya kaldı gece. &lt;br/&gt;Kalkıp dolaşmak odaları, dolaşmak anılarda ikide bir, &lt;br/&gt;sanki bir tek ben varım yeryüzünde, ben ve evden biri olan yalnızlık.”&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;[Uzak Olan Sendin / Oya Uysal / YKY / Şiir]&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://birparagraf.com/post/24120441739</link><guid>http://birparagraf.com/post/24120441739</guid><pubDate>Thu, 31 May 2012 04:38:41 -0400</pubDate><category>Uzak Olan Sendin</category><category>Oya Uysal</category><category>YKY</category><category>Şiir</category><category>more</category><category>kitap</category><category>kitap özetleri</category><category>bir paragraf</category></item><item><title>Gabriel Garcia Marquez</title><description>&lt;p&gt;15 Mayıs tarihinde Meksikalı ünlü yazar Carlos Fuentes hayata veda etmeden önce, sosyal medyada Marquez’in öldüğüne dair haberler, yazılar paylaşılıyordu. Zaten âdettendir, fısıltı gazeteleri, çaresiz kaldıkları her yıl bir kere büyük usta Gabriel Garcia Marquez’i öldürürler. Bundan yıllar önce, ajanslara buna dair bir yalan haber gelmiş, bütün gazetelerde haber olduktan sonra yayıncısı ve menajeri Marquez’in ölmediğini açıklamak zorunda kalmıştı. Bu sefer etki kısa sürse de, bir gün sonra yazarın yakın dostu Fuentes’in ölüm haberi herkesi şaşırtmıştı. İkilinin yolları sadece &amp;#8220;ölüm haberi&amp;#8221; dolayısıyla kesişmedi elbette&amp;#8230; Marquez&amp;#8217;in 60’lı yıllarda yaşadığı yazarlık tıkanmasından, Fuentes’in evinde verilen bir parti ve sonrasındaki ziyaretler kurtarmıştır büyük ustayı. Sonrasında, 1982’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldığında Kolombiya, Meksika ve Küba Marquez’in “kendi yazarları” olduğunu söyleyecektir. Sebebi ortada, büyük usta bu ülkelerin birinde doğmuş, birinde çok uzun yıllar yaşamış, diğerinin ise başkanıyla yakın dosttur… Bugün, Latin Amerika dendiğinde, ilk akla gelen birkaç isimden biri Marquez’in hayatına dair her şey, Gerald Martin’in kaleme aldığı biyografi kitabında yer alıyor. Üç yüzden fazla kişiyle yaptığı röportajları da içeren, alıntılar ve tanıklıklarla zenginleşen kitap, tam anlamıyla eksiksiz ve kusursuz ve anlattığı özneyi her yönüyle tanıtan bir biyografi.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;[Gabriel Garcia Marquez / Gerald Martin / Çev.: Zeynep Alpar / Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları / Biyografi]&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://birparagraf.com/post/24057589765</link><guid>http://birparagraf.com/post/24057589765</guid><pubDate>Wed, 30 May 2012 07:03:38 -0400</pubDate><category>Gabriel Garcia Marquez</category><category>Gerald Martin</category><category>Zeynep Alpar</category><category>Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları</category><category>Biyografi</category><category>more</category><category>kitap</category><category>kitap özetleri</category><category>bir paragraf</category></item><item><title>Bir Dersim Hikâyesi</title><description>&lt;p&gt;Bundan birkaç yıl önce Onur Öymen’in tartışmalar yaratan “Dersim gibi yapılmalı” cümlesinden sonra, toplumsal hafızamız uykusundan uyanmıştı. Meseleyi hiç bilmeyenler, “ne olmuştu ki,” diye sormuş, bilenler, tarihçiler, akademisyenler meseleyi tartışmıştı. Sonra birbiri ardına dönemin yetkili mercilerinin Dersim Raporu yayımlanmıştı. Harekât mı, katliam mı olduğu tartışılmış, o günlerde küçük birer çocuk olan tanıklar, hafızalarından silinmeyen o alev alev günleri anlatmıştı! Sonradan anlamıştık Dersim’de neler olduğunu! Ne de olsa eskilerin söylediği gibi, “hiçbir hakikat bu cihanda gizli kalamaz.” Dersim ve Dersim’de yaşananlar şimdi edebiyatın gündeminde! Murathan Mungan’ın çağdaş edebiyatımızın özgün 23 ismini bir araya getirdiği “Bir Dersim Hikâyesi” adlı kitap, 23 yazarın Dersim hikâyesinden oluşuyor. Kimler var kitapta? Ahmet Büke, Yalçın Tosun, Ayhan Geçgin, Cemil Kavukçu, Behçet Çelik, Ayfer Tunç, Burhan Sönmez, Hatice Meryem, Şule Gürbüz, Hakan Günday, Ayşegül Çelik, Haydar Karataş, Murat Yalçın, Murat Uyurkulak, Gaye Boralıoğlu, Karin Karakaşlı, Sema Kaygusuz, Yavuz Ekinci, Seray Şahiner, Murat Özyaşar, Jaklin Çelik, Gönül Kıvılcım, Barış Bıçakçı. Bütün öyküler, bu kitap için kaleme alınmış. Hepsi birbirinden keskin, birbirinden hazin, birbirinden iç titretici öyküler. Ne de olsa, hadisenin kendisi yeterince fena! Deyim yerindeyse “edebiyatın Dersim Raporu” kitap. Yazarların hepsi, bütün can alıcı imgeleri, ustalıkla örülü anlatım dilini bu öykülerde sergilemişler. Tek tek saymaya bile gerek yok. Keşke Dersim(ler) yaşanmasa da, böyle kitaplar olmasa! Tek tesellimiz, hepsinin usta işi öyküler olması.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;[Bir Dersim Hikâyesi / Haz.: Murathan Mungan / Metis Kitap / Öykü - Antoloji]&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://birparagraf.com/post/23987893863</link><guid>http://birparagraf.com/post/23987893863</guid><pubDate>Tue, 29 May 2012 04:15:38 -0400</pubDate><category>Bir Dersim Hikâyesi</category><category>Murathan Mungan</category><category>Metis Kitap</category><category>Öykü</category><category>Antoloji</category><category>more</category><category>kitap</category><category>kitap özetleri</category><category>bir paragraf</category><category>Ahmet Büke</category><category>Yalçın Tosun</category><category>Ayhan Geçgin</category><category>Cemil Kavukçu</category><category>Behçet Çelik</category><category>Ayfer Tunç</category><category>Burhan Sönmez</category><category>Hatice Meryem</category><category>Şule Gürbüz</category><category>Hakan Günday</category><category>Ayşegül Çelik</category><category>Haydar Karataş</category><category>Murat Yalçın</category><category>Murat Uyurkulak</category><category>Gaye Boralıoğlu</category><category>Karin Karakaşlı</category><category>Sema Kaygusuz</category><category>Yavuz Ekinci</category><category>Seray Şahiner</category><category>Murat Özyaşar</category><category>Jaklin Çelik</category></item><item><title>Corto - Gençlik Yılları / Tuzlu Denize Balad</title><description>&lt;p&gt;Geçen senelerde yayınladıkları dünya klasiklerinin çizgi roman uyarlamalarıyla ülkenin yayın sektöründe bir furya yaratan NTV Yayınları, bu kez çizgi romanların “şahı” ile çıtayı yükseltiyor! Kimse kusuruma bakmasın, mesele efsanevi Corto Maltese olunca, tarafsız olamıyor insan. Onun gibi sigara tüttürmeye özenmeyen tiryakiler belki tarafsız olabilirler. Ama onlar da, bu sıradışı maceraların kaptanının zekâsına, espri anlayışına, tavırlarına, umursamazlığına hayrandırlar mutlaka! İki ciltlik takım halinde yayınlanan Corto serilerinin ilki Gençlik Yılları’nda efsaneyle tanışıyoruz. Rusya, Japonya, Ameraki, Çin arasında cereyan eden savaşta savaş muhabirliği yapan Jack London’ı karmaşa diyarından götürecek geminin kaptanıdır Corto! Bütün maceranın sonunda karşımıza çıksa da bir çıkar pir çıkar Corto! “Akıllı adamdır” ne de olsa. İkinci macera, Corto hayranlarının ezbere bildiği, Tuzlu Denize Balad’da ise karizmatik kaptanımız bir fırtına sonrası, ezeli dostu ve ebedi rakibi Rasputin tarafından kurtarılır. Ancak, sahtekâr Rasputin’in fırtına sonrası kurtardığı tek kişi Corto değildir ve hepsinden bir çıkarı vardır! Corto dahil… NTV Yayınları’nın renkli ve özel boyda yayınladığı versiyonların, bir Corto ve Pratt hayranı olarak bence tek eksiği, girişte bir Hugo Pratt ve Corto Maltese incelemesi. Ama arayan bulur!&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;[Corto - Gençlik Yılları, Corto - Tuzlu Denize Balad / Hugo Pratt / Çev.: Alev Er / NTV Yayınları / Çizgi roman]&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;NOT: Ayrıca konuyla ilgili bir başka ilgi çekici yazı da aşağıdaki linkten okunabilir&amp;#8230;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.ziyaversencan.blogspot.com/2012/04/hugo-prattn-efsanevi-anti-kahraman.html#more"&gt;http://www.ziyaversencan.blogspot.com/2012/04/hugo-prattn-efsanevi-anti-kahraman.html#more&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;br/&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://birparagraf.com/post/23920394737</link><guid>http://birparagraf.com/post/23920394737</guid><pubDate>Mon, 28 May 2012 04:44:02 -0400</pubDate><category>Corto - Gençlik Yılları / Corto - Tuzlu Denize Balad</category><category>Corto Maltese</category><category>Gençlik Yılları</category><category>Tuzlu Denize Balad</category><category>Corto</category><category>Hugo Pratt</category><category>Alev Er</category><category>NTV Yayınları</category><category>Çizgi roman</category><category>more</category><category>kitap</category><category>kitap özetleri</category><category>bir paragraf</category></item><item><title>Hitit Hukuku - Belleklerdeki “Kayıp”</title><description>&lt;p&gt;Bilin bakalım hangi devletin adalet sistemi; “halkın zenginliğe, bulunduğu ülkeye, statüye bakılmaksızın ‘eşit’, dürüst ve makul sürede hak arama özgürlüğüne; ulaşmasını sağlayacak zemini sunmaktaydı”? Devam edip: “Basit bir davayı zorlaştırmayınız. Zor bir davayı da basit göstermeyiniz. Doğru olanı yapınız,” maddesini de ekleyelim… Doğru cevabı verenlerin, bir elin parmaklarını geçmeyeceği bu sorunun yanıtı: Hitit Devleti. Bu topraklarda ilk siyasi birliği kuran, 4000 yıl öncesinin süper gücü Hitit Devleti’nin kanunlarındaki örnek bir iki madde, bugünden bakınca bize bir hayal gibi geliyor değil mi? Erdal Doğan’ın büyük titizlikle hazırladığı Hitit Hukuku kitabı bizi sadece hukuk konusunda değil, birçok açıdan düşünmeye sevk edecek. Bugün kanıksadığımız hukuk kurallarının, düzenin hangi aşamalardan geçtiğini, hangi ihtiyaçlar dolayısıyla şekillendiğini de ortaya çıkarıyor Hitit Hukuku. Erdal Doğan kitabında Hitit Devleti’nin kısaca tarihini, inanç anlayışını, ekonomik ve sosyal yaşantısını anlattıktan sonra tüm yönleriyle Hitit Hukuku’nu anlatıyor. Mahkemelerden vasiyetnamelere, köle haklarından ticaret yasalarına, suç-suçlu kavramlarından ve bu kavramların geçirdiği değişimlerden düzenlenen antlaşmalara kadar bütün kanunlar yer alıyor. Hititler 4000 yıl öncesinden bugüne ışık tutuyor!&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;[Hitit Hukuku - Belleklerdeki “Kayıp” / Erdal Doğan / Fam Yayınları / İnceleme - Araştırma]&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://birparagraf.com/post/23724891725</link><guid>http://birparagraf.com/post/23724891725</guid><pubDate>Fri, 25 May 2012 04:18:52 -0400</pubDate><category>Hitit Hukuku - Belleklerdeki “Kayıp”</category><category>Hitit Hukuku</category><category>Belleklerdeki “Kayıp”</category><category>Erdal Doğan</category><category>Fam Yayınları</category><category>inceleme</category><category>Araştırma</category><category>Tarih</category><category>more</category><category>kitap</category><category>kitap özetleri</category><category>bir paragraf</category></item><item><title>Resme Başlarken</title><description>&lt;p&gt;Türk plastik sanatlarının ve Türk edebiyatının büyük, öncü, ekol isimlerindendir Bedri Rahmi. Şairlerle, ressamlarla yoldaştır! Yapıtlarıyla olduğu kadar varlığıyla da önemli etkileri vardır hem kendi kuşağı için hem kendinden sonraki nesiller için. Hocalığı da öğrencilerinden menkuldür zaten! Resme Başlarken, ustanın sanat yazıları toplamından oluşuyor. Ağırlıklı olarak Cumhuriyet Gazetesi’nde yazdığı yazılarda Eyüboğlu, kendi sanat anlayışından geleneksel el sanatlarına, sergilerden resim eleştirilerine kadar geniş bir yelpazede Türk resminin, geleneksel sanatların plastik sanatlardaki öneminin turnusolunu ortaya koyuyor. Dönemin tartışmalarını da göreceğiniz yazılarda Bedri Rahmi sadece sanat yazıları kaleme almamış, bir dönemin sanat anlayışına, Türk plastik sanatlarının bugüne gelene kadar geçirdiği evrelerden en önemli dönemlerine de ışık tutmuş aslında. Üsletik hiçbirisi kuru, kuramsal, soğuk yazılar değil. Şiirsel bir dille, usta işi edebiyatla kol kola dolaşan yazılar. 1936 tarihli yazısının sonu çok şey anlatıyor: “Ben hayatını bu iki resme borçlu olan delikanlıyı tanırım. O sanat yapmıyordu. Fakat sanata sanatkârdan çok inanıyor, onu sanatkârdan çok sevilyor ve sevdirmesini biliyordu. O başı göklere değen sanatkârı yere indiriyor. Ayak altına düşmüşleri layık oldukları yere çıkarıyordu.”&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;[Resme Başlarken / Bedri Rahmi Eyüboğlu / Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları / Yazılar - Deneme]&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://birparagraf.com/post/23663621036</link><guid>http://birparagraf.com/post/23663621036</guid><pubDate>Thu, 24 May 2012 04:44:43 -0400</pubDate><category>Resme Başlarken</category><category>Bedri Rahmi Eyüboğlu</category><category>Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları</category><category>Deneme</category><category>Sanat</category><category>Eleştiri</category><category>more</category><category>kitap</category><category>kitap özetleri</category><category>bir paragraf</category></item><item><title>İbn Battûta’nın Destansı Seyahati</title><description>&lt;p&gt;Ortaçağ’ı nasıl bilirdiniz? Hemen bir sürü bildik ifadeyi, terimi sıralayıp “karanlık” demeyin. Ortaçağ’ı aslında en iyi anlatacak ifadelerden birisi “hareket halinde” olacaktır. En başta o dönemin siyasi ve sosyal şartlarını Kavimler Göçü belirlemişti. Sonrasında da büyük savaşlar, hac yolculukları, ticaret faaliyetleri, maceraperestler bu hareketin sürekliliğini sağlamıştır. Hal böyle olunca yüzlerce yıl sonrasına kalan, gerçek mi hayal mi hâlâ tartışılan destansı seyahat metinleri o yüzyıllarda kaleme alınmıştır. Bu hareket halinin bir sonucu olarak. Akla gelen ilk isim Marco Polo ise ikincisi elbette İbn Battûta’dır! Tarihçi David Waines, İbn Battûta’nın Destansı Seyahati isimli kitabında, ünlü seyyahın seyahatnâmesini ve seyahatini yeniden değerlendiriyor. Öncelikle dünyadaki diğer seyahatnameler arasındaki yerini belirledikten sonra, bu büyük seyahatnamenin önemli noktalarını aktarıyor. Öyle özetlemekten söz etmiyorum. İbn Battûta’nın seyahatnamesindeki gündelik yaşamın ilgi çekici yanları aktarıyor. Cinsel yaşayışlar, birtakım tuhaf âdetler, kutsal yerler ve oradaki insanlar, köleler, cariyeler, kadınlar… İbn Battûta’nın seyahatnâmesinin en yaşayan bölümlerini ele alıyor Waines. Meşhur seyahatnâmeyi bir de bu kitaptan sonra okuyun, daha iyi anlayacaksınız!&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;[İbn Battûta’nın Destansı Seyahati / David Waines / Çev.: Ebru Kılıç / Alfa Yayınları / Tarih]&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://birparagraf.com/post/23601305881</link><guid>http://birparagraf.com/post/23601305881</guid><pubDate>Wed, 23 May 2012 05:15:00 -0400</pubDate><category>Alfa Yayınları</category><category>Ebru Kılıç</category><category>Marco Polo</category><category>Tarih</category><category>bir paragraf</category><category>kitap</category><category>kitap özetleri</category><category>more</category><category>İbn Battûta’nın Destansı Seyahati</category><category>David Waines</category></item><item><title>Onun Gibisi Gelmedi</title><description>&lt;p&gt;Şükürler olsun, tartışmalarla, tapelerle, mahkemelerle, skandallarla dolu bir ligi geride bıraktık! Futbolcuların deyimiyle, artık önümüzdeki maçlara bakma zamanı! Lakin şöyle bir geriye dönüp baktığımızda, mahkemeler kadar kimi futbolcular da gündem oluşturmadı değil! Bu sene -sanki memleketimizde ilk defa oluyormuş gibi- ırkçı söylemleriyle andık kimi futbolcuları, şike yapıp yapmamak için imamdan aldığı onaylarla tarihe geçti diğerleri… Daha önceki senelerde gece hayatlarıyla, manken sevgilileri ve olay transferleriyle konuşulan “milyonluk kramponlar” birden kimlik değiştirmişlerdi. Oysa aynı formaları, daha onlar doğmadan önce terletenleri bu memleket hâlâ “efsane” diye anıyor. Metin Oktay, Lefter, Baba Hakkı, Fethi Heper ve nicelerinden söz ediyorum… Onun Gibisi Gelmedi (Memleket Futbolundan Portreler) her açıdan dört dörtlük futbolcular takımı gibi bir kitap. Cem Zamur’un kaleme aldığı portre yazıları veya yaşayan efsanelerle yaptığı söyleşilerden oluşuyor. Babalarımızın, dedelerimizin bir mitolojik hikâye anlatır gibi anlattığı isimler ve maçları yeniden karşımıza çıkıyor, her kelimesinde! Heykeli dikilecek adamların, okumuş yazmış forvetlerin, sahada hakemden daha geçerli otoritesi olan “beyefendiler”in, rakibine-oyuna-taraftara saygı duyanların geçit töreni bir kitap.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;[Onun Gibisi Gelmedi / Cem Zamur / İletişim Yayınları / Futbol - Portre]&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://birparagraf.com/post/23535715699</link><guid>http://birparagraf.com/post/23535715699</guid><pubDate>Tue, 22 May 2012 04:30:18 -0400</pubDate><category>Onun Gibisi Gelmedi</category><category>Cem Zamur</category><category>İletişim Yayınları</category><category>Futbol</category><category>Futbol Kültürü</category><category>Portre</category><category>Deneme</category><category>more</category><category>kitap</category><category>kitap özetleri</category><category>bir paragraf</category><category>şike</category></item><item><title>Hayalperestler</title><description>&lt;p&gt;Birbirinden iyi albümleri kadar, geçen senelerde yayımlanan Çoluk Çocuk isimli romanıyla, bizi, bir kere daha kendine hayran bırakmıştı Patti Smith. Yoldaşı Mapplethorpe ile yaşadığı New York günlerine ve özgürlüğe güzellemeydi Çoluk Çocuk. Hayalperestler ile yeniden köklerine, taşra hayatına ve aile bağlarına dönüyor. Her ne kadar bunların birer peri masalı olmadığını, hepsinin gerçek anılar derlemesi olduğunu söylese de değme peri mesalına taş çıkaracak bir anlatı… Aynı zamanda Patti Smith’in yazarlık serüveninin de yol haritası. Kimdir Hayalperestler? Patti Smith, kelime oyunu yaparak ‘çoban’larla hayalperestleri bir tutuyor. Aynı zamanda yazarların da birer hayalperest olmasından ilham alarak, kelimelerin çobanları olduklarını söylüyor… Tüm bunlara bakarak gözü yaşlı bir kız çocuğunun seslendiğini sanmayın sakın. Hattâ Çoluk Çocuk’taki hüzünlü sesten bile uzak, afacan bir oğlan çocuğu gibi anlatıyor her şeyi. Cebindeki misketleri bizimle paylaşıyor her bölümde. Karşılıksız sevdiği o kadar ortada ki, sizi sevdiği anda bütün misketlerini size vermeye hazır Patti Smith. Herkes ayrı bir şey söyleyebilir bu kitap için, neticede sizin zengin hayal dünyanıza kalmış. Ama kesin olan bir şey var ki, Peter Pan’ın “Neverland”ına gitmek için kılavuz bir kitap bu. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;[Hayalperestler / Patti Smith / Çev.: Emre Ülgen Dal / Domingo Kitap / Anlatı - Anı]&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://birparagraf.com/post/23471518922</link><guid>http://birparagraf.com/post/23471518922</guid><pubDate>Mon, 21 May 2012 04:10:51 -0400</pubDate><category>Hayalperestler</category><category>Patti Smith</category><category>Emre Ülgen Dal</category><category>Domingo Yayınları</category><category>Domingo Kitap</category><category>Anlatı</category><category>Anı</category><category>Hikâye</category><category>more</category><category>kitap</category><category>kitap özetleri</category><category>bir paragraf</category></item><item><title>Çikolatalı Krep ve Demleme Çay</title><description>&lt;p&gt;Konuya baştan gireyim; Çikolatalı Krep ve Demleme Çay romanı, son haftaların en canlı romanlarından… Daha ilk sayfadan; ünlü şef Gordon Ramsey’nin amatör aşçılara neredeyse işkence ettiği, ama kazanana büyük ödül verdiği Hell’s Kitchen programına benzer bir restoran manzarası çıkıyor karşımıza. New York’ta, o masadan diğerine koşuşturan servis elemanları, herkese bağıran bir şefin ve çileden çıkaran istekleriyle bir dolu müşterinin olduğu bir restoran. Alışık olduğu bu yoğunluk anında rutin işlerini yapan Jennifer, adına gelen bir mektupla rutinini yitirir. Zira zarf değilse bile mazruf Türkiye’deki ismine yazılmıştır, Ceylan’a… Ceylan’la beraber Fransızca eğitim veren bir lisenin koridorlarına geçiş yapıyoruz. Bir süre sonra da en içteki öyküye Damla’nın öyküsüne… Emi Varon Eskinazi, farklı yazı karakterleriyle ayırdığı, ama aslında birbiriyle ilintili üç öyküyü/olayı tüm canlılığıyla ve büyük bir dil lezzetiyle aktarıyor romanında. Romandaki temel dinamik “aşk”. Çok sıradışı bir konu olmasa da, üzerinde durulması gereken nokta mektup ilerledikçe, Ceylan’ın lise yıllarına ve oradan Damla’nın öyküsüne geçişlerdeki ustalık. Okurun dikkatine teslim edilen ve üstesinden zor gelinebilecek bu sıçramalar ve her bölümdeki farkını hissettiren anlatım kitabın en önemli artısı! Eğlenceli bir roman.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;[Çikolatalı Krep ve Demleme Çay / Emi Varon Eskinazi / Goa Yayıncılık / Roman]&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://birparagraf.com/post/23282713443</link><guid>http://birparagraf.com/post/23282713443</guid><pubDate>Fri, 18 May 2012 05:00:22 -0400</pubDate><category>Çikolatalı Krep ve Demleme Çay</category><category>Emi Varon Eskinazi</category><category>Goa Yayıncılık</category><category>Roman</category><category>more</category><category>kitap</category><category>kitap özetleri</category><category>bir paragraf</category><category>Gordon Ramsey</category><category>Hell's Kitchen</category></item><item><title>İyi Uykular Sayın Seyirciler</title><description>&lt;p&gt;Uğur Dündar adı, basında her zaman, tarafsızlık, iyi gazetecilik, başarı gibi sözlerle anılır. Ortaya çıkardıkları dosyalar, korkusuzca üzerine gittiği davalar sadece basın tarihinin değil, yakın tarihimizin önemli hadiseleridir. Bunların haricinde yanında yetişen onlarca isimle bir okul gibidir Uğur Dündar. Uzun yıllar TRT’de görev yaptıktan geçtiği Doğan Grubu’nda da mesleğini başarıyla gerçekleştirmiştir. Profesör Celal Şengör’ün konuk olduğu son Arena programında, canlı yayında son vedasını etmişti izleyicilerine Dündar. Çünkü kimileri gibi sessiz sakin “iyi uykular sayın seyirciler” demeyi yedirememiştir meslek onuruna! O günlerden kısa süre önce yayınlanan İşte Hayatım isimli kitabına girmeyen olayları paylaşıyor bu kez bizimle Dündar! Baştan söyleyeyim, uzun yıllar çalıştığı gruptan ayrıldıktan sonra eteğindeki taşları dökmek için kaleme alınmış bir kitap değil bu. Yer yer sitem ediyor belki, ama her zaman herkesin hakkını teslim ediyor Dündar. Bu kitabında, bilhassa son zamanlarda kendine yöneltilen asılsız iddiaların ve suçlamaların cevaplarını veriyor açık sözlülükle. Cem Uzan dönemini, 28 Şubat günlerini, verdiği kavgaları, üzerine gittiği dosyaları ve çalışma hayatındaki diğer olayları tek tek aktarıyor. Dündar’a bir kere daha hayran kalacağınız bir kitap.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;[İyi Uykular Sayın Seyirciler / Uğur Dündar / Bilgi Yayınevi / Güncel]&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://birparagraf.com/post/23221031523</link><guid>http://birparagraf.com/post/23221031523</guid><pubDate>Thu, 17 May 2012 05:09:17 -0400</pubDate><category>İyi Uykular Sayın Seyirciler</category><category>Uğur Dündar</category><category>Bilgi Yayınevi</category><category>more</category><category>Güncel</category><category>Deneme</category><category>kitap</category><category>kitap özetleri</category><category>bir paragraf</category><category>Arena</category></item><item><title>Türkiye’nin Mantarları</title><description>&lt;p&gt;1846’da İrlanda limanlarından Amerika’ya yüz binlerce insanın göç ettiğini ve bu ani göçün sebebinin mantar olduğunu biliyor muydunuz? Daha doğrusu ‘Phytophtora infentans’ adlı küçücük bir mantarın, ülkedeki bütün patates türünü yok etmesi olduğunu? Muhtemelen bilmiyordunuz… Şimdiye kadar Türkiye’nin balıklarını, peynirlerini, çiçeklerini anlatan birbirinden ilginç kitap, belgesel gördük. Ama en ilgi çekicisinden söz edeceğiz bu kez. Bu vakte kadar belli mevsimlerde mantar zehirlenmeleri haricinde, konuya değin bir yayına ne yazık ki rastlayamazdık! Türkiye’nin Mantarları, üzerine çalışılacak en ilginç konulardan olduğu kadar olağanüstü bir genişliğe de sahipmiş. Bunu Jilber Barutçiyan’ın kitabı sayesinde öğrendim. Kendisi Türkiye&amp;#8217;nin İsviçre Sağlık Bakanlığı onayından geçmiş ilk ve tek mantar uzmanı, yani mikoloğu! Tahmin edeceğiniz üzere, önce birtakım uyarılarla başlıyor kitaba Barutçiyan; tek tek zehirlileri nasıl ayırt edebileceğimizi aktarıyor. Sonra Mikoloji’den, yani mantarları inceleyen bilim dalından söz edip, mantarlara dair genelden özele bilgiler veriyor. Toplanma şekillerini de aktardıktan sonra familya familya hangi mantarın nerede bulunacağını ve yemekte nasıl kullanılacağını detaylarıyla aktarıyor. Kitaptan faydalanıp, Magic Mushroom arayacak olanlara şimdiden söyleyeyim; boşa hayal kurmayın, Jilber Barutçiyan o sularda çok dolaşmıyor, ama bir umman sunuyor önümüze…&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;[Türkiye’nin Mantarları / Jilber Barutçiyan / Oğlak Yayınları / Genel kültür]&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://birparagraf.com/post/23157036256</link><guid>http://birparagraf.com/post/23157036256</guid><pubDate>Wed, 16 May 2012 04:29:23 -0400</pubDate><category>Türkiye’nin Mantarları</category><category>Jilber Barutçiyan</category><category>Oğlak Yayınları</category><category>Genel Kültür</category><category>Mantar Çeşitleri</category><category>more</category><category>kitap</category><category>kitap özetleri</category><category>bir paragraf</category><category>Mikoloji</category></item><item><title>Bir Kara Kedi İçin Blues</title><description>&lt;p&gt;Dünya edebiyatının ayrıksı imzalarındandır Boris Vian. Çağdaş bir Baudelaire misâli; şiirleri de, romanları da, öyküleri de birer elem çiçeğidir… Daha çocuk yaşta ortaya çıkan kalp sorunu, bütün bir ömrünü “cehennemde bir mevsim”e döndürmüştür. Yazdıklarında da bu cehennem mevsiminin yakıcılığı vardır. Bir Kara Kedi İçin Blues’da olduğu gibi. On öyküden oluşuyor kitap, on keskin bıçaktan demek daha doğru olur belki de… Daha ilk öyküde boşluğumuza indiriyor yumruğunu. Ayağı mayında bir asker, çeksem mi çekmesem mi diye düşünürken cephe savaşının son günlerini anlatıyor, üzerine insan parçaları yağarken! Sonrasında neyin gerçek, neyin hayal olduğunu unuttuğumuz metinler çıkıyor karşımıza, korkunç gerçeküstücülüğüyle. Mezar taşı yontan öğrencilerle tanıştırıyor bizi, bir horoz yüzünden lağıma düşen kara kediyi kurtarmaya çalışıyoruz sonra. Yanında çalışanları aç bırakan zalim patronlara isyan ediyoruz, en az kahramanı kadar intikam ateşi yanıyor içimizde… Akıl hastanesinden çıktığı gün, kendini köprüden aşağı attığı sanılan Andre’nin ölümüne bütün ömrü boyunca yanında duran Binbaşı’nın sebep olduğunu bir tek biz biliyoruz en sonunda… Sevgi ve nefret dolu, asabı bozuk öyküler toplamı, “Bir Kara Kedi İçin Blues”. Boris Vian’ın kanla yazdığı öyküleri kusursuz bir hayal dünyasına çağırıyor bizi… Bir de kitabı yayımlamadan evvel son bir tashih kontrolünden geçirselermiş, demeden edemiyor insan!&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;[Bir Kara Kedi İçin Blues / Boris Vian / Çev.: Anıl Karol / Marjinal Kitap / Öykü]&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://birparagraf.com/post/23094817157</link><guid>http://birparagraf.com/post/23094817157</guid><pubDate>Tue, 15 May 2012 04:03:31 -0400</pubDate><category>Bir Kara Kedi İçin Blues</category><category>Boris Vian</category><category>Anıl Karol</category><category>Marjinal Kitap</category><category>Öykü</category><category>more</category><category>kitap</category><category>kitap özetleri</category><category>bir paragraf</category></item><item><title>Sisters Kardeşler</title><description>&lt;p&gt;Eskiden semt pazarlarında, “ne alırsan 1 milyon” tezgahları vardı. Tezgâhın sahibi bağırarak sıralardı ürünlerini; “çakı, çakmak, ayna, tarak, makara, yumak, fırça, mekik, yemeğe kekik” diye… Sisters Kardeşler’i de ben böyle tanımlayacağım. Roman adeta bir sandık, içinde neler yok ki; western, eğlence, soygun, cinayet, entrika, keder ve en önemlisi kusursuz bir yol hikâyesi! Charlie ve Eli Sisters adlı iki kiralık adam. Büyük patronların işini yapan, pasaklı görünen silahşorlardan. Meşhur, at sırtında oradan oraya gidip çizmeleriyle ölen adamlar bunlar. Commodore diye anılan işverenlerinin son emrini yerine getirmek için, ölümden dönüyor, öldürüyor, soyuluyor ve soyuyorlar! Öyle hep kazanan abilerden olmadıkları gibi, kabyedenlerden de değiller. İki birader, iki ortak olmasına rağmen büyük bir çekişme içindeler! Adeta yolda birbirlerini yeniden tanıyor gibiler. Daha doğrusu her durakta aralarındaki bağ kuvvetleniyor. Küçük kardeş Eli’ın sürekli efkârlı ve düşünceli olmasının yanında Charlie’nin hiçbir şeyi umursamaması (para hariç) tadına doyulmaz bir yolculuğa çıkarıyor bizi. Sisters Kardeşler&amp;#8217;i aslında en güzel özetleyen ifade &amp;#8220;gerçek&amp;#8221; anlamda &amp;#8220;bir atımı seven kovboy&amp;#8221; serüveni okuyoruz. Zira kovboyların asıl yoldaşlarının atları olduğunu, silahlarından veya keskin nişancılıklarından bile daha çok onlara güvendiklerine dair bir roman, diğer bir okumayla&amp;#8230; Üstelik tam da “altına hücum” dönemi, anlayacağınız gerilim zirvede! Bildiğiniz bütün kovboyların pabucunu dama atacak Sisters Kardeşler, zımba gibi bir roman!&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;[Sisters Kardeşler / Patrick de Witt / Çev.: Avi Pardo / Domingo Kitap / Roman]&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://birparagraf.com/post/23030442709</link><guid>http://birparagraf.com/post/23030442709</guid><pubDate>Mon, 14 May 2012 04:49:54 -0400</pubDate><category>Sisters Kardeşler</category><category>Patrick de Witt</category><category>Avi Pardo</category><category>Domingo Yayınları</category><category>Roman</category><category>Western</category><category>moreki</category><category>tap</category><category>kitap özetleri</category><category>ber paragraf</category></item><item><title>İçiyorum Öyleyse Varım</title><description>&lt;p&gt;Firdevsî’nin Şehname adlı eserinde anlatıldığına göre, İran Şahı Cemşîd (Cem), birgün ava çıktığında ayağına yılan sarılmış bir kuş görür. Askerlerine kuşun ayağındaki yılanı vurmalarını, ama kuşa zarar vermemelerini emreder. Keskin nişancıları emri yerine getirirler. Kuş da Cemşîd’in yanına konduğunda ağzındaki dal parçasını önüne bırakır. Cemşîd bu dal parçasını toprağa gömer ve ilk asmayı yetiştirmiş olur. Bu asmanın meyvesinin suyu da daha sonra şaraba evrilecektir. Başka mitolojik kaynaklarda şarap hikâyesi diğer isimlere atfedilir. Antik Yunan’dan, Doğu medeniyetlerine, Avustralya’dan Fransa’ya kadar her yerde farklı bir hikâye anlatılmasına rağmen özne hep şaraptır. Felsefeci Roger Scruton bu ‘muhteşem’ içkinin medeniyet tarihindeki, kültür tarihindeki yeri ve etkisini anlatıyor. Şarabın felsefesini ele alıyor desek daha doğru olur aslında. Platon’la, Nietzsche’yle, Sartre’la, Schopenhauer’la kadeh tokuşturup şarap eşliğinde muhabbete oturuyor. Şarap uygarlık kadar eskidir sözünün yerine, “bizzat şarabın kendisi bir uygarlıktır” diyerek bunun sebeplerini izah ediyor, olağanüstü bir dille. Yani sıkıcı; şarap nedir, en iyi bağlar nerededir tadında bir şarap rehberi değil bu kitap. Şarabın felsefesine dair bir kitap. Hayyam’dan ilham alarak “dünya dertleri zehir, şarap panzenir,” işte öyle bir kitap.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;[İçiyorum Öyleyse Varım / Roger Scruton / Çev.: Akın Terzi / Aylak Kitap / Felsefe - Genel Kültür]&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://birparagraf.com/post/22833169354</link><guid>http://birparagraf.com/post/22833169354</guid><pubDate>Fri, 11 May 2012 04:42:00 -0400</pubDate><category>İçiyorum Öyleyse Varım</category><category>Roger Scruton</category><category>Akın Terzi</category><category>Aylak Kitap</category><category>Felsefe</category><category>Genel Kültür</category><category>Firdevsî</category><category>Şehname</category><category>Hayyam</category><category>more</category><category>kitap</category><category>kitap özetleri</category><category>bir paragraf</category><category>Cemşîd</category><category>Cem</category></item><item><title>Bir gün Mutlaka Havana</title><description>&lt;p&gt;İnsanı kıskandıracak bir gezi ve fotoğraf albümü &amp;#8220;Bir gün Mutlaka Havana&amp;#8221;. Küba&amp;#8217;ya gidip gelenlerden hep duyarız ya, &amp;#8220;Fidel ölmeden görmek gerek,&amp;#8221; diye. Sonra içten içe hayıflanırız imkânımız yok diye, işte onun ispatı. Hâlâ gidemeyenlere bir teselli ve motivasyon kitabı Bir gün Mutlaka Havana. Bu kez gezgin fotoğrafçı Levent Özçelik, bize sokak sokak gezdiriyor Havana&amp;#8217;yı. Henüz gidemeyenler bu sayede teselli buluyorlar. Puronun kokusunu, sokaklarda çalınan rumbanın ritmini, insanların sesini, güneşin sıcaklığını duyacağınız fotoğraflar bunlar. Bu sözlerime bakıp, klişeleri ardı ardına sıraladığımı sanmayın sakın. Marifet fotoğrafçıda olduğu kadar, fotoğrafçının çektiği mekânda da var. Devrimle beraber anılan ülkenin, hâlâ bir devrimi yaşayan şehri Havana&amp;#8217;nın köşesi bucağını evimize getirmiş Özçelik. Genel görüntülerden sonra, Havana&amp;#8217;nın otomobillerini, Havana&amp;#8217;nın yüzlerini, Havana&amp;#8217;nın müziğini, Havana&amp;#8217;nın arka sokaklarını ve Havana&amp;#8217;nın taşrasını görüntüleyip anlatmış. Her bölümün başında kısa şiirsel yazılar var. Bu yazılar sözünü ettiğimiz fotoğrafları çekmeye başlamadan öncesine ait. Zaten başka söze gerek yok. Çünkü fotoğraflar çok daha fazlasını anlatıyor. Siz de &amp;#8220;bir gün mutlaka gideceğim&amp;#8221; diyorsanız, gidene kadar bu albümle arzularınızı giderebilirsiniz. Tabi kıskanmayacaksanız.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;[Bir gün Mutlaka Havana / Levent Özçelik / Era Medya / Fotoğraf - Gezi]&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://birparagraf.com/post/22771742110</link><guid>http://birparagraf.com/post/22771742110</guid><pubDate>Thu, 10 May 2012 04:50:46 -0400</pubDate><category>Bir gün Mutlaka Havana</category><category>Levent Özçelik</category><category>Era Medya</category><category>Fotoğraf</category><category>Gezi</category><category>more</category><category>kitap</category><category>kitap özetleri</category><category>bir paragraf</category><category>Fidel Castro</category></item><item><title>Rüştü Onur</title><description>&lt;p&gt;Türk edebiyatının ‘saklı su’yu Behçet Necatigil’in “Bir şair yaşamıştı Zonguldak’ta / Adı Rüştü Onur’du / Bilseydi hatırlanacağını / Ölümünden sonra / Memnun olurdu.” diyerek hatırladığı ve hatırlattığı bir isimdir Rüştü Onur. Bugün kimler hatırlar orası meçhûl. Rüştü Onur yaşadığı dönemde birçok edebiyatçının yakın dostu olduğu kadar, kendi halinde, naif isimlerdendir. Örneğin Salâh Birsel’in elli yıllık dostuydu Rüştü Onur. Bu kitap da bu dostluğun hatırasına hazırlanmış. Birsel, “insanları çokça seviyordu, şiir savaşında şiirin sırtını yere getirmek için sağlığını bile savaş meydanına sürmekten çekinmiyordu” dediği dostu Rüştü Onur’un şiirlerini, mektuplarını, bazı öykü ve yazılarını, Rüştü Onur için yazılan yazıları bir araya getirmiş ‘Rüştü Onur’ kitabında. Orhan Veli ile Ziya Osman Saba karışımı duyarlılığı dikkatinizi çekecek şiirlerinde. Orhan Veli gibi sokaktan ama Saba gibi çekingen bir ruh haliyle seslendiğini göreceksiniz. Hakkında yazılan yazılarda ise, bir dönem Türk edebiyatının / edebiyatçısının huzursuzluğu olan ‘öldükten sonra hatırlanacak mıyız’ düşüncesinden mustarip olduğunu göreceksiniz. Büyük usta Necatigil’in söylediği gibi… Ama neyse ki Salâh Birsel gibi bir dostu varmış Rüştü Onur’un. O hatırlansın diye her şeyi yapmış, bugünlere kalan!&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;[Rüştü Onur / Salâh Birsel / Sel Yayıncılık / Monografi / Biyografi]&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://birparagraf.com/post/22708435250</link><guid>http://birparagraf.com/post/22708435250</guid><pubDate>Wed, 09 May 2012 05:13:13 -0400</pubDate><category>Rüştü Onur</category><category>Salâh Birsel</category><category>Sel Yayıncılık</category><category>Monografi</category><category>Biyografi</category><category>şiir</category><category>mektup</category><category>hikâye</category><category>more</category><category>kitap</category><category>kitap özetleri</category><category>bir paragraf</category></item><item><title>Osmanlı’nın Son Savaşı</title><description>&lt;p&gt;Osmanlı İmparatorluğu için sonun başlangıcıydı I. Dünya Savaşı. Artık çirkin şakalara konu olan, ‘Almanlar kaybedince biz de kaybettik’ sözüyle birlikte andığımız ve çoğunlukla Çanakkale Zaferi ve Sarıkamış Cephesi ile hatırlayıp diğer yönlerini ‘unuttuğumuz’ bir durumdur. Balkan Devletleri ‘milliyetçi’ anlayışla bağımsızlıklarını ilan edip birer birer imparatorluktan ayrılırken, payitaht çok uluslu bu toprakları bir arada tutmak için yeni yollar arayıp bazı hayallerin peşine koşuyordu son çare olarak. Bu dönemin kumandanı Enver Paşa ise, ‘mükemmel Alman imparatorluğu’ hayranlığı sebebiyle deyim yerindeyse topyekün biat ediyordu. Öyle ki hiçbir çıkarı olmadan, hattâ hiçbir yazılı antlaşma imzalanmadan savaşta Almanya’nın yanında katılıyor ve birçok cephede Osmanlı ordusu görev alıyordu. Toplam 39 milyon ölünün yarım milyondan fazlasının Osmanlı askeri olması bile birçok şeyi anlatıyor. Erdoğan Aydın, ‘Osmanlı’nın Son Savaşı’ isimli tarih kitabında Turan hayali ile çıkılan ama Sevr’de sona eren yolun tüm detaylarını anlatıyor. Sonun başlangıcı diye andığımız olayları Enver Paşa üzerinden gözler önüne seriyor. Osmanlı, gerçekte savaşa niye girdi ve bunun müsebbibi kimlerdi, ellerine ne geçti sorularını sorup cevaplarını veriyor.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;[Osmanlı’nın Son Savaşı / Erdoğan Aydın / Kırmızı Yayınları / Tarih]&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://birparagraf.com/post/22644072009</link><guid>http://birparagraf.com/post/22644072009</guid><pubDate>Tue, 08 May 2012 04:31:06 -0400</pubDate><category>Osmanlı’nın Son Savaşı</category><category>Erdoğan Aydın</category><category>Kırmızı Yayınları</category><category>Tarih</category><category>Osmanlı İmparatorluğu</category><category>Enver Paşa</category><category>I. Dünya Savaşı</category><category>more</category><category>kitap</category><category>kitap özetleri</category><category>bir paragraf</category></item><item><title>Öteki Dünya</title><description>&lt;p&gt;&lt;span&gt;Yayınlandığı tarih itibariyle, bırakın yayın tarihini o günden beri çığır açıcı kitaplardan birisi ‘Öteki Dünya’. Uzun adıyla; ‘Ay Devletleri ve İmparatorlukları’. Cyrano de Bergerac’ın 1640’larda yazdığı küçümen bir metin. Ama yaratıcılığı ve etkisi sayfalarca eseri geride bırakacak derecede bir metin. Cyrano de Bergerac, döneminin toplum eleştirisini yaptığı Öteki Dünya’da vücuduna bağladığı şişelere ‘çiy’ damlaları doldurur, güneşin doğmasıyla buharlaşan çiyler sayesinde göğe yükselir. Sonsuz uzaya çıktıktan sonra Ay’a iner. Yanlış okumadınız, dünyanın uydusu olan Ay’dan söz ediyoruz. Ama durum biraz farklıdır, zira Ay’dakiler için de dünya onların uydusudur. Burada toplumsal düzen, dinsel inanışlar, kadının sosyal yaşantıdaki yeri, devletler arası ilişki, bilimin geldiği nokta, hattâ dil ve sanatların geldiği nokta da olağanüstü seviyededir. Yani Cyrena de Bergerac’a göre olması gereken seviyededir. Cyrano de Bergerac ironik bir dille yazdığı bu ütopyasında hem nalına hem mıhına vurarak dönemini eleştirirken, kitabının toplanmaması ve kendisinin suçlanmaması için bilim kurgu şeklinde anlatmış her şeyi. Kitabın bu yönlerinin haricinde Cyrano de Bergerac’ın dehasına hayran kalacaksınız. Yakın zamanda gerçekleşen birçok bilimsel olay ve Ay devletlerinin kullandığı dil kitabın en büyük sürprizlerinden. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span&gt;[&lt;/span&gt;&lt;span&gt;Öteki Dünya / &lt;/span&gt;&lt;span&gt;Savinien Cyrano de Bergerac / &lt;/span&gt;&lt;span&gt;Çev.: Mustafa Demirkan / &lt;/span&gt;&lt;span&gt;YKY / &lt;/span&gt;&lt;span&gt;Roman - Ütopya]&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://birparagraf.com/post/22578632295</link><guid>http://birparagraf.com/post/22578632295</guid><pubDate>Mon, 07 May 2012 04:35:43 -0400</pubDate><category>Öteki Dünya</category><category>Ay Devletleri ve İmparatorlukları</category><category>Savinien Cyrano de Bergerac</category><category>Mustafa Demirkan</category><category>YKY</category><category>Roman</category><category>Ütopya</category><category>more</category><category>kitap</category><category>kitap özetleri</category><category>bir paragraf</category></item><item><title>Zamansız</title><description>&lt;p&gt;Eskiden mektup arkadaşlığı vardı, internetle beraber ‘chat aşkları’ var hayatımızda. Şöyle bir etrafınızda araştırma yapsanız, hiç görmediği bir kadın veya erkekle, sadece chat üzerinden bir aşk/ilişki yaşayıp yine chat üzerinden ayrılan insanlar bulmanız çok da zor olmayacak. Hattâ bugünün ilişki dinamikleri arasında bile önemli bir yere sahip, gün içinde iki sevgili arasında gerçekleşen chat diyalogları… Füsun Saka’nın Zamansız adlı romanı da temelinde bir chat aşkını anlatıyor. Daha doğrusu chat ortamında kurulmuş bir ilişki üzerinden kadın kahramanımız Efsa’nın yaşadıklarını okuyoruz. Sorunlu bir evliliğin son demlerindedir Efsa. Sevgilisiyle buluştuğu günün ardında gözlerini hastanede açar. Aradan birkaç gün geçmiştir ve hafızası yavaş yavaş yerine gelir. Kocasından hastanedeyken vakit geçirmek için istediği bilgisayar aracılığıyla, ‘Zamansız’ takma adlı bir adamla chat yapmaya başlar. Aralarındaki gizem dolu ilişki, bir süre sonra Efsa’nın yarı öykü yarı gerçek hayat hikâyesini anlatmasına evrilir. Zamansız’daki iç içe geçen hikâyelerde Efsa’nın erkeklerle yaşadığı ‘sorunlu’ ilişkilerini ve 80 sonrası dönemde yaşadığı işkenceleri okuyoruz. Bu iç içe geçen hikâyelerde, anlatıcının değişmesi biraz kafa karıştırsa da sanal ilişkiler üzerine iyi niyetle yaklaşılması gereken bir ilk roman.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;strong&gt;[Zamansız / Füsun Saka / Mephisto Kitaplığı / Roman]&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://birparagraf.com/post/22377385039</link><guid>http://birparagraf.com/post/22377385039</guid><pubDate>Fri, 04 May 2012 07:08:32 -0400</pubDate><category>Zamansız</category><category>Füsun Saka</category><category>Mephisto Kitaplığı</category><category>Roman</category><category>more</category><category>kitap</category><category>kitap özetleri</category><category>bir paragraf</category><category>sosyal medya</category><category>chat</category><category>internet</category></item></channel></rss>

